Eserler
Yazarlarımızın tüm uzun yazıları, tek bir yerde.
Yazarlarımızın tüm uzun yazıları, tek bir yerde.
Yazarlarımızın tüm uzun yazıları, galerileri ve ses üretimleri tek bir yerde.


Kapıdan girerken herkes neyi izleyeceğini biliyordu. Bu merak, bu şüphe bir an niye çöktü?

Bir kapıyı daha kaç kez, çalacak bu vakur gönlümüz?

Anlatmak istesen de anlatamıyorsun, dilinin ucuna gelip, dişlerinle ezdiğin her cümle içine dert oluyor..

Kendi yalnızlığında spotsuz kalan tuvaller vardı. Her yeni gelenden önce, kendi sıraları geldi zannediyorlardı

Fincanın kulpunda bir pazar unuttum, çay soğudu, gün eğri kaldı.

Biz neredeydik, ben neredeydim, bu yalnızlığın neresi benim bir parçamdı?

Bir el salladım, sana, kendime, içimizdeki sevgiye..

Olgunlaşmayı bekleyen erken hasat hayallerim…

Susmak, sessiz bir fırtınadır. Her fırtınanın sonrası ise yıkım...

Hadi, söylesinler, şiirle yaşanılan aşkı bana, bize, herkese

Kimse duymadı düşüşünü; zaten kimse beklemiyordu dönüşünü.

Peki bu soyunuk akıl, Daha kaç giyinik bedende son bulur

Gel yanıma, otur bir karşıma, huzuru bölüşelim

Dişlerimin arasında ufalanıyorlar, çıtırtılarını duyuyorum, kristalize kelimeler

Zarif bir şehveti hoyratça bir, muameleye yeğ tutacak olanındı, itiraz hakkı.

Bir bilgenin mi yoksa bir delinin mi bilinmez, şişeleyip satmaya kalkıştığı devanın zamanmış muhtevası

Her hikaye anlatılabilir olmak zorunda değildir. Bazen sadece bir hatıra olarak, anlatılamaması bir ömrü dolduracaktır.

Aşık olduğum ve birçok yeri gezip/yaşayıp hep geri döndüğüm şehir İstanbul için yazdığım şiirim

Hepinizi bağışlayacağım

Ben ‘Yazı‘yım, Sen ‘Tura’

Yüreğimin kapısında, gölgeden bir umut..

nasıl gözümde kamaştın, bir türlü bulamıyorum

Derin bir bilinmezliğin dünyası içinde, aydınlığa açılmaya çalışıyorum

Yarım saat izledim kıyıdaki bedenini..

Olamayacaksak eğer; 1+1= 3; aritmetik gibi yaşayalım hayatımızı.

Sür beni çatışma sonrası enkazın rövanşına, göz çukurumu okşa

Duvarlarda yüzüme bakıyor gece, taşların bile biriktirdiği bir suskunluk var.

Ellerim zihnimdeki cehennemde yanacak olsa da, belki tutar kaldırırım demirleri diye telkin edip durdum..

Dünya'nın ta ötesinden fırlamış ayaklarım. Yürüsem yük üstüne yük.

Ve geçitlerde bölünüp kisalan zaman, değil mi ikisizliğiyle bir ulu şaman.

Saykodelik literatür

Bira sizden. Bu defalık, siz kazandınız.

Gece uzar. Saatler birbirine yaslanır.

Ruhunda sakladığın taçtan bir ışık, ruhumda noksandı

Ve alevler gittikçe büyüdü olduğu ahşap masayı dört bir yandan kıvılcımlar saçarak yakmaya başladı

İplikle dikilmişlerin tepindiği yeryüzü...

Bir gün bir yarışma düzenlenir. Ormana üç kelebek salınacak; kelebeklerden biri mavi, biri sarı diğeri de kırmızı...

Suay Kasım'a...

Yazıp yazıp sildiğimdir.

Kuş(s)andığım kışın yaprakları altına sığınıyorum

Semada sanırsın uçurtma şöleni tertipleniyor, yaradana sığınıp, ha gayret nidaları altında, ateş tüküresi, yeniçerilerce uçuşturulan kelleler

Zor olan, her şey yolundayken şiir yazabilmek

Gececi güneş çıplak bedenimin mırıltısı ile dans ediyor

Hayatın bazı yerlerinde çok derin çukurlar var. Ve ben hep aynı çukura düşüyorum.

Tuttum zamanı, evrildim kendi acılarımla

Resmiyete sığınmış ikame memurun üniformasında aleyhen şiddet var